5 Mart 2009 Perşembe

idans

gidemesek de, göremesek de
festival, bizim festivalimizdir...
la la la la laaaa...

iDANS Uluslararası Çağdaş Dans ve Performans Festivali’nin ikincisi, Bimeras Kültür Vakfı’nının organizasyonuyla Mayıs 2009 boyunca meraklıları İstanbul’un çeşilti mekanlarında ‘zaman’ kavramı üzerine yoğunlaşan işlerle buluşturacak.
Mesela mı?


02-03/05 - Double Bill: Thierry de Mey, Light Music
Michele-Anne de Mey, 12 Easy Waltzes
20:30 garajistanbul

08/05 - Trio Ceres, Quatuor Pour La fin De Temps (O. Messiaen) -
20:30 Notre Dame de Sion

09/05 - Rachid Ouramdane, Loin...
20:30 garajistanbul

10/05 - deufert+plischke, Directory: Europe Endless and Directory: Songs of Love and War
20:30 garajistanbul

12-13/05 - Juan Dominguez, All the Good Spies Are My Age
20:30 garajistanbul

14-15/05 - Ong Keng Sen, The Continuum: Beyond The Killing Fields
20:30 garajistanbul

16-17/05 - Symposium on "Time" (some of the participants are Andre Lepecki, Janes Jansza, Rudi Laermans, Boyan Manchev, Geisha Fontaine, Myriam van Imschoot, Christophe Wavelet)
10:00-18:00 Istanbul Museum of Modern Art

17-18/05 - Ivana Muller, While We Were Holding It Together
20:30 garajistanbul

19-20/05 - Jonathan Burrows&Matteo Fargion, Speaking Dance
20:30 garajistanbul

21-22/05 - Walid Raad, My Neck Is Thinner Than A Hair
20:30 garajistanbul

23 -24/05 - Local artists' special program (including Zeynep Günsür&Movement Atelier with New Creation and Taldans with DoKUMAN)
Fransız Kültür ve garajistanbul

26-27/05 - Olga de Soto, Histoire(s)
20:30 garajistanbul

28/05 - Iguan Dance Theater, Radiodance
20:30 garajistanbul

28/05 - Annika Krump, Palma Kunkel singt Morgensterns Galgenlieder
22:00 Roxy

30-31/05 - Koosil-Ja, Dance Without Bodies version iDANS 2009
20:30 garajistanbul

30-31/05 - Eleonore Didier, Paris Possible
Çatı Stüdyo

02-03/06 - Andrea Bozic, Nothing Can Surprise Us
20:30 garajistanbul

daha ayrıntılı bilgi için http://idansfestival.blogspot.com/ adresini karıştırabiliriz.

17 Kasım 2008 Pazartesi

İlhami

Sanki bir yerlere götürüyor... Ya da geldiğimiz yerlerin muallaklağını azaltıyor:)

Yazar demiş ki:

"Oysa berber, buna karşı çıkarcasına bir sigara yakmıştı az önce;derin bir nefes çekerek bir süre çevresine bakmış, sonra da kendi kendine, bir oturuş biçiminin içinde aynı anda kaç kişi oturur diye sormuştu. O saatte aklını böyle bir soruya takmasını saçma bulmuştu gerçi, gene de aynı duruşun içinde duran binlerce insanı düşünmekten kendini alamıyordu. Ona göre binlerce kişi, ayrı ayrı yerlerde birbirinden habersiz binlerce duruşu tekrarlıyordu böyle, binlerce duruşu bedenlerini köprü kılarak geleceğe taşıyordu. Aynı anda yolda yürümekten başka çaresi olmayan tuhaf birer yaratıktı insanlar; tekrarların tekrarlananın örtüsü olduğunu anlayamadan, aynı el sallayışların, aynı gülüşlerin, aynı yürüyüşlerin ya da aynı oturuşların içinden geçe geçe damaklarına bulaşan uzak bir serüven tadıyla dönüp dolaşıp aynı noktada yaşıyorlardı.

Berber, sigarasından derin bir nefes çekti yeniden; gözlerini hafifçe kapamış, o anda o andaki oturuş biçiminin içinde kimlerin bulunduğunu düşünüyordu."
...

Hasan Ali Toptaş "Gölgesizler"

2 Kasım 2008 Pazar

Noksan Dans Gururla Sunar: Mu'allaka Gelişim Süreci

birinin başlaması gerekiyordu...
Eylülün 2. haftası birden aklımız düştü GalataPerform Görünürlük Projesi. Benim 2 sene çalıştığım, diğerlerimizin de en azından ucundan köşesinden bir bulaşmışlığı olduğu, acemiliğimizde bize bir ev rahatlığı sunacak bu yerde bir şeyler yapmak hep vardı aklımızda. Neden şimdi olmasındı?

Bir İlyas ya da Esra çalışması sonrasındaydı. BuCafe'de terasta oturduk. Bir dansçının her öğün tüketmesi gereken bol patates kızartması, soğan halkası, börek, çörek gibi besin maddeleri sipariş etmiş, bekliyorduk. Burcu iletişimle ilgili bir performans tahayyül ettiğinden bahsetmeye başladı. Bunun üzerine konuştuk... konuştuk... Her zamanki gibi konuyu her yere bağlayıp bir milyon kişiye referans verdik. Ve ortada bir iskelet olarak belirmeye başladı Mu'allaka. Üç aşağı beş yukarı şöyle bir şeyler not almıştık:

Mu'allaka

Dans-Performans
20 dakika
Performansçılar: Beste Aksoy, Burcu Demir, Seda Erdural, Özge Uraz

Zygmunt Bauman duymadan görme halinin tedirgin ediciliğinden bahseder bir kitabında. Bizse her gün saatlerce yaşarız bu hali konuşmadan bir arada oturduğumuz insanlarla. Bu iletişim hep biraz noksan, bu yüzden de hep muallakta kalır.

İlk çalışmamızı iki hafta sonra Bümed'in küçücük bir odasında yaptık. Sandalyelerde oturup sırayla bir eylem için komut verdik. Sonra herkes bunlara uyan kendi hareket setlerini yaptı. Süreleriyle, aksanlarıyla vs. oynadık. Çok eğlenceliydi.


:Sol bacak yana
:Sağ kol yukarı
:Kafa sola
:Popo yukarı
:Vücut diyagonale
:Sağ bacak yukarı
:Sandalyeye dön
:Kafa geri
:Kafa öne
:Dizler yere
:Eller sandalyeye
:Sandalyeyi çek
:Sandalyeye tırman
:Asker gibi ayağa kalk
:Swing
.........
O hafta 1 ya da 2 çalışma daha yaptık.. Genelde bu kısımla ilgilendik. Herkesin üzerine yansıyacak bir ağız fikrinin derinliklerine çekildik. Yansıyan görüntüyü bozmadan çoğaltma ihtimallerini araştırdık bulamadık. "Şimdilik" arkaya yansısın dedik. Müziğe karar verdik. Beste'nin Seda'yı çıldırtan şarkısını daha da delirtici bir hale sokacak, başını kendi topladığımız seslerle rastgelelikten ritme evriltecektik.
Pazartesi akşamı gösteriyi sergileyeceğimiz TiyatroZ'ye toplantıya gittik. Sahneyi ölçtük. Defne'yle tanıştık. Provalarımızı ayarladık.

Sonra o haftanın kalan günlerinde 12lere kadar çalışıp bütün gösteriyi yaptık:).

Stres de yaptık. Panik de yaptık. Gevezelik de yaptık. Domuzluk da yaptık.

Hatta gösteri sabahı bir genel prova bile yaptık!!!


Neticede 18 Ekim Cumartesi günü, Tiyatro Z'de ilk eserimizi sevenlerimizle buluşturduk....





24 Ekim 2008 Cuma

Korkunç Gerçek




Beste

Şizofren Dansçı Özge'nin Yürek Paralayıcı Maceraları

Bir varmış, bir yokmuş. Günlerden bir gün, şehirlerden bir şehirde mazlum ve mağrur bir dans topluluğu, topluluğun içinde bir Özge varmış. Ama ne Özge! Hem zeki, hem güzel, hem öyle, hem böyle, hem şöyle... Ama konumuz bu değil. Ne diyorduk efendim, oradan ağlayalım halimize...

Günlerden bir gün yine bir gösterileri varmış. Sonradan video kayıtlarının kendilerini ele verdiği üzere grubun bütün elemanları Beşiktaş'ta çaycıda keyfederken bu masum yavrucak öncü kuvvet olarak gösteri mekanına gönderilmiş. Biraz da gösteri sonrası karşı karşıya kalacağını bildiği aşırı ilgi sebebiyle istemeden de olsa fazla hevesli görünen Özge -ki kızımız akşamdan özenle kuaföre gitmiş, o zamanlar hiç adeti olmayan topuklu ayakkabılar falan giymiştir- yüzüne kondurmaya çalıştığı "ya alışığım ben böyle şeylere, yine gösteri yine gösteri üfff" bakışlarıyla fuayeye girmiş.

Bir görevlinin kendisine kibarca yönelttiği "Buyrun, kime bakmıştınız?" sorusu üzerine Özge, az vakti olan artiz tiplere has bir bakışla mekanı kolaçan ederken adamla göz göze gelmeden cevap vermiş: "Ya bizim gösterimiz var bu akşam, prova alacaktım... sahne müsait mi?"

Halbuki bu an hikayemizde bir dönüm noktası, adeta sonun başlangıcıymış. Zira taş kalpli, gaddar adam soğukkanlılığından taviz vermeden kısaca "yooo..." demiş.

Yooo....

Bu ses boşlukta yankılanmış.

Daha sonraki konuşmalar Türk filmlerinde 6 tane Emel Sayının döndüğü sahneler gibi görünmüş Özge'ye. Bir sürü adamlar, hatta telefonun ucunda yetkili ve bilgili bir kadın ağız birliği etmiş öyle bir şeyin programda olmadığını, zaten içeride dekorlar olduğunu, grubu hiç tanımadıklarını, Özge'nin oturup bir çay içmesi gerektiğini, zaten bu koreografların da nedense hiç telefonlarını açmadıklarını, tesadüfe bakın ki topluluktan kimsenin de gelmediğini, bu durumla ilk kez karşı karşıya kalmadıklarını, Özge'nin bir çay daha içip tatlı bir şeyler yemesi gerektiğini, Özge'nin iki saattir boşuna beklediğini, artık evine gitmesi gerektiğini, nedense hala kimsenin telefona cevap vermediğini, belki de Özge'nin çok yorgun olduğunu...." söyleyip durmuşlar.

Hayal meyal başka görüntüler de hatırlıyormuş Özge: vapurdan inen üç kişi. Kadıköy sokakları. Çinili Kafe. Bira. Akmar'ın orda buluşulan başka bir kişi. Konuşmalar. Gece. Hüzün. Elem. Keder...

Sonra polifonik bir zil sesi gelmiş. Özge cep telefonunun ekranında mitolojik bir kahraman olduğuna inanılan Olimposlu İlias'ın adını görünce dehşete düşmüş. Heyecanla açmış telefonu, ama telefon açılmamış, konuşmaya çalışmış sesi çıkmamış. Bu arada telefon hala çalıyormuş.

Özge uyanmış. Meğer hepsi bir rüyaymış.

22 Ekim 2008 Çarşamba

Yarı Açık Prova Üzerine Notlar

Bir kere üzerine düşünmeden yazılması gerekiyor ama insan yine de o halet-i ruhiyetin biricikliğini nasıl anlatabilirim diye düşünmeden edemiyor. Yorgunuz bir kere besebelli. Yüzlerde bir bitkinlik ifadesi; kollar, bacaklar desen zoraki hareket ediyor. Kaçıncı prova kimbilir? Sudan çıkmış balıkların "Her şey güzel olsun! Aman yüzümüzün akıyla çıkalım! Aman rezil olmayalım!" diye aldıkları kaçıncı tekrar? Müzikten midir nedir bir hüzün kaplamış hareketlerimizi. Kayıp aşkımız İlyas da biraz üzmüş bizi. Bir miktar heyecan... Bir miktar "acaba yarın ne olacak"lar... Bir miktar noksanlık... İşten çıkıp gelmişlik... Saat kimbilir kaç? Şaşkın ördek yavrularının eve dönme vakti çoktan geçmiş. Bir de paramız yok tabi her zamanki gibi... Ama olsun, paylaşırız biz, hep paylaştık... Bir de stüdyodaki görevli kadın sürekli saatine bakmasa... Vakit de ne hızlı geçer dans ederken. Sahi ya güzel zamanlar çabuk geçer zaten. Bunca olumsuzluğa rağmen tek arzusu dans etmek olan insanların bir şekilde (kaderin cilvesi mi desem, Quantum fiziği mi desem) bir araya gelmiş olmasının şerefine bile hızlı geçer dakikalar. Tek bir yürek çarpıntısı adımlarımızda, tek bir dilek... Emek.... Kendi emeğimiz, kendi varoluşumuzu teşhir etmek için inatla didinmemiz... Güzel zamanlar... Güzel insanlarla paylaşılan özel anlar. Kimse bilmez bizim dışımızda, kimse anlamaz belki ama bu eserin teşhir edilememesinde bile bizi anlatan bir şey var. O da bizim gibi biraz kaldı noksan... Ama Noksan olmak güzel şey... Noksan kalmak güzel şey...

Beste

21 Ekim 2008 Salı